10.10.2011 adnan menderes havalimanı

7 Eylül 2015 Pazartesi
nasıl bir kaosun ortasında yaşadığımı fark ettikçe dehşete düşüyorum. birileri bir tarafa gidiyor, birileri aksi tarafa, muazzam bir gürültü her hareket. bu kalemden bile ses geliyor. bu hareketlilik dayanılacak şey değil. eğer tanrı varsa ona gerçekten acıyorum; tüm bunları bilmek zorunda olduğu için.
nasıl bir kaosun ortasında yaşıyorsak, bunu farkında bile olmadığım zamanlarda kaosun gücünden korkuyorum. huzurun imkansız olduğu bir evrende huzur bulabileceğimi zannederek kaos tarafından kandırılıyorum.
nasıl bir kaosun ortasındaysak, gelsin beni dışarı çıkarsın kaos. kendi yanına götürsün ve nasıl bir kaossa o...
eğer tanrı varsa bu kaosu yaratan ya da kaosun yarattığı ona gerçekten acıyorum.

ataerkil

29 Ağustos 2015 Cumartesi

arada bir hipodroma gidip atlara bakmalıyım. bu iyi gelecek ama gitmiyorum.

deniş

19 Ağustos 2015 Çarşamba
beni değil
yaralarımı sar

tesadüf ettik

7 Ağustos 2015 Cuma
şu an sokakta bir yerde ferdi tayfur'un en sevdiğim şarkısı çalıyor.
ve eş zamanlı olarak dışardan bir yerden telefon melodisi benimle aynı olan birisinin telefonu çalıyor.
eski sevgilim arıyor olabilir mi acaba?


biznis

28 Temmuz 2015 Salı
durmaksızın
amansızca
hunharca

sıradan bir gün

21 Temmuz 2015 Salı
adam uzun uğraşlar sonunda tanrıyla bir görüşme ayarlayabilmişti. aylarca edilen dualar yıllarca yapılan ibadetlerden sonra bunu hakettiğini düşünüyordu. sadece beş dakikacıktı. ancak yeri ve saati adam seçecekti. tanrı baş meleklerinden birisiyle adamı aldıracaktı. gelen emailde böyle yazıyordu. adam bildiği insanlık tarihi bilgisiyle ah şu tanrılar diye iç geçirdi; çağa nasıl da ayak uyduruyorlardı. hemen interneti açtı, küçük bir taramayla beş dakikanın en yavaş geçeceği gezegeni bulmak istemişti. böylelikle bir taşla iki kuş vurabilirdi. hem çok sevdiği tanrıyla göreli olarak daha çok zaman geçirebilecekti, hem de hep çıkmak istediği atmosferden çıkabilecekti. dünyada öğrendiği bilgileri basitçe takip etti ve tanrıyla venüste buluşmaya karar verdi. hem kadınların venüsten geldiğine dair bir kitap adı okumuştu. belki orda çok fazla kadın vardı gerçekten tanrıyla görüştükten sonra baş meleğe rica edip bir kaç dakika daha geçirebilirdi. bir kaç dakika venüste iyi zaman olmalıydı. tanrıya dünya saatiyle ertesi hafta çarşamba günü saat 14.00'da kendisini evinden aldırmasını ve onunla venüste buluşmasını isteyen bir mail ile cevap verdi. o gün işten bir günlük izin alabilirdi. çok fazla işi de yoktu. daha doğrusu işlerini buna göre ayarlayacaktı. en olmadı sabah biraz erken kalkıp aile hekiminden bir günlük rapor alabilirdi. işler yolunda gitmezse hep bir b planı vardı. bu onun en gurur duyduğu özelliğiydi. görüşme günü yaklaştıkça heyacanı artıyordu. çevresindeki kimseye de bu büyük buluşmadan bahsetmiyordu. tanrı mailine cevap yazmamıştı ancak bir an bile tereddüt etmemişti. koskoca tanrı onunla dalga geçecek değildi ya. görüş günü gelmiş çatmıştı. gecesinde heyecandan uyuyamamaktan çok korkuyordu. ama olmadı gece ertesi gün ne giyeceğini düşünmüştü. venüs sıcak olurdu bir kapri ve hawai gömlek yeterli olur diye düşündü. müdüründen izni de koparmıştı. evinde bir tadilat yaptıracağını söylemişti, müdürü de çok fazla eşelemeden tamam demişti. eğer acil bir durum olursa haber verin gelmeye çalışırım diye eklemeyi de unutmadı. böylece sevimli görünebilirdi. saat 13.00'da traşını olmuş beklemeye başlamıştı. heyecandan içi içine sığmıyordu, sürekli bir meşguliyet arıyordu kendine. 13.59'un son saniyelerinde kapıda bir ışık huzmesi belirdi. gelmişti. kandırılmamıştı. nolduğunu anlamadan kendini hiç bilmediği bir gezegende bulacağını umuyordu. olmadı. ışık hızıyla gidince parçalarına ayrıldı, tabi ki insan vücudu bunu kaldıramadı. kaldırsaydı bile, venüsün yüzeyi dörtyüz küsur dereceydi. eğer hayatta kalsaydı şunu anlayabilirdi. tanrıların mucizeleri olmaz, sadece verdikleri umutlar olur.



ideolojik şiir

17 Haziran 2015 Çarşamba
asker cesuru bir çocuk
nasıl da vatansever bir adamın oğlu
hep güzel görünmek gerektiğinde haki giyer
keşkesiz bir gelecek
iyikisiz bir hayat
renkler basit
ya hakisindir ya değilsindir

birli ikisiz üçlü dörtlü


yine bir gece
yatağımda uyumadan dört dönüyorum
seni beni onu düşünmeden
seni benim önüme koyuyorum
beni onun önüne
üçümüz sırasıyla güzel bir çift olabilirdik
solumda sen sağımda o
dört yerine üç dönüyorum
belki seni beni onu düşünürüm diye olmuyor
bir fazlalık var sende bende onda
ben aradan çekiliyorum
seni ve onu düşünüyorum
çok güzel bir çift olabilirdinizi düşünüyorum
aradan çekiliyorum
seni onunla başbaşa bırakıyorum
yatağımda uyumadan bir dönüyorum
dönüş o dönüş
dönüş sen dönüş
öyle düşlere öyle öyle giriyorum
kafamı zehirliyorum
gördüğüm görmediğim
anımsamadığım anımsadığım
tüm düşlere sövüyorum
bilinç akışı
debisi yüksek çılgın akan bir nehir
bir kaç yüz bin metre uzağında
bir o kadar durgun bir nehir
durgun sular azgın akan nehirlerden besleniyor
bilinç duruşu
kafanın içinden geçen bir mermi midir
bilinç duruşu
kafamın içinden geçen bir mermidir

bir yol öyküsü

18 Mayıs 2015 Pazartesi
bileğimdeki saatli bombaya baktım. üçü çeyrek geçmesini umarak. yine bilememiştim. geriye doğru sayıyordu. oysa ben elimde bir saatli bomba ile şimdiyi merak ediyor ve gelecek hayalleri kuruyordum. on:on, on:dokuz; on:sekiz... saatli bombanın kayışı bileğimi sıkmıştı biraz gevşettim. aklımın ucundan dahi geçmedi çıkarıp masanın üstüne koymak. böylelikle bir kol saatli bombasını, masa saatli bombasına çevirebilirdim. hayatım boyunca bir çok şeyi akıl edemedim. bu da onlardan sadece bir tanesi oldu. masaya koyup, banyoya girebilirdim. üzerinde water resist yazmayan bir saatli bomba ile banyoya girmek ölümcül bir hata olurdu. arıza durumunda teknik servis kullanıcı hatası olduğu gerekçesi ile garanti kapsamına almazdı ve ya arıza durumunda daha erken patlayabilirdi. daha önce hiç saatli bombam olmamıştı. satan adam bunun bana çok yakıştığını ve takım elbise ile de müthiş duracağını söylemişti. tüketim kafası işte, suya dayanıklı olan bir modeli neden tercih etmemiştim ki. kolumdaki saatli bomba ile mutfağa geçtim şarabı aldım. blush şarap almak her zaman riskliydi benim için. nadiren sever çokça kez pişman olurdum. bugüne kadar pişman olduğum onlarca şey yapmıştım. bu da onlardan birisi olabilirdi. mutfağa gittim, tirbüşonu buldum çekmeceden şarabı aldım şişeyi açtım ben banyo yapana kadar dinlenirdi. yedi:onbir; yedi:on; yedi:dokuz... odaya geçtim tekrar gömleğimi çıkardım. pantolonumu ve baksırımı çıkardım sırasıyla, saatli bombama baktım hep yanlıştı zaman geriye mi akar. sinirlendim saatli bombamı duvara fırlattım. evet düşündüğünüz gibi duvar saatli bombası da olmadı. satıcı adam bunu da söylememişti. duvara çarpıp düştü. zamanı geriye akıtmak dışında tüm bilinen fizik kurallarına uygundu saatli bombam. neden böyle bir şey yapmıştım. ben asla bir şeye sinirlenip onu duvara fırlatan insanlardan olmamıştım. üstünde çok durmadım. askıdaki bornozu aldım. banyoya gittim. şofbeni açtım, suyun ısınmasını bekledim yarım dakika kadar. saat kaçtı acaba. ısınan suyun altına girdim, şampuanı aldım her zamanki yerinden ve her zamanki kadar avcuma sıktım. sonra saçlarımı ovalamaya başladım. su sıcak ılık üstüme geliyordu, ellerim kafamdaydı. saçlarımı duruladım. sonra banyo lifini aldım her zamanki yerinden, ve vücut şampuanını. beklenen banyo ritüelini yaptım. şampuanı life sıkma eylemi. vücudumu ovalamaya başladım her zamanki sırayla yukardan aşağıya doğru. o esnada içerden bir gürültü geldi. patlama sesi. banyodaydım, patlamanın etkisiyle elektriklere bir şey oldu. köpüklü olarak kalakaldım, bornozu o halde giydim. evde yangın başlamıştı. o halde evi terkettim. konu komşuya ayıp olacaktı. ev sahibi umarım evi bu durumlar için sigortalatmıştı.

tanrı simülasyonu

14 Mayıs 2015 Perşembe
bu yazıyı daha önce yazmıştım burada. bugün bir arkadaşla konuşurken aklıma geldi. üzerine biraz konuştuk. senaryoyu biraz değiştirdik. ancak tekrar eski haliyle, olmamış haliyle yayınlamak istedim.

yaratılacak bir tür hayal etmenizi rica ediyorum. karbon bazlı yahut bilmem ne bazlı bir tür. konuşuyor, düşünüyor, bazen düşünmeden konuşuyor, duygulanıyor, bilinç sahibi, iç güdüsel olarak değil iradesiyle kararlar alıyor, aletler yapabiliyor falan filan. bu türün bir kontenjanı var yaşayacakları yerde. sayısı kaç olsun? bin olsun diyelim. beşyüz dişi beşyüz erkek olacaklar. biyolojik özellikleri hepinizin bildiği başka bir türün aynısı olsun. hani şu dünyada yaşayan. hayatı devam edebilecekleri ortam da aynı olsun hatta. bunları hep daha basit olsun ütopyamız diye yapıyorum. bu türe tanrı bir seçenek sunuyor belli bir olgunluğa erişince. diyor ki: ya ölümsüz olacaksınız ya da üreyebileceksiniz. ikisinden de dönüş yok ve ne seçtiğinizi sizden ve benden başka kimse bilmeyecek. kimin ne seçtiğini de bilemeyeceksiniz böylece. bu sırrı koruma altına alabilecek güçteyim. ölümsüzlüğü seçerseniz hiç bir koşulda ölmeyeceksiniz ancak üreyemeyeceksiniz hiç bir şekilde. üremeyi seçerseniz ürediğiniz anda öleceksiniz. doğum kontrolünde serbestsiniz ancak hile yapamayacaksınız ve bir erkek aynı anda iki kadını hamile bırakamayacak. ve eğer üremeyi seçerseniz bir gün mutlaka üreyebileceğiniz uygun ortam sağlanacak -tabi bu mümkünse, sadece tanrı bilir-; üremek için bir kadın bir erkek gerekeceğinden doğacak çocuklar ikiz olacak birisi kız birisi erkek. ve siz öleceksiniz yerinize onlar geçecek. böylece nüfus asla değişmeyecek belli bir yaşa gelince onlar da aynı seçimi yapacaklar korkmayın. hepiniz eşitsiniz aynı yaşta görünüyorsunuz hepiniz güzelsiniz hepiniz güçlü hepiniz tıkır tıkır işleyen organizmalarsınız hiç bir kusur, arıza, defo yok. seçiminizin bağlayıcılığı dışında tamamiyle özgürsünüz kararlarınızda. içgüdüsel tek şey var; kimseye söylemeden seçiminize uygun hareket etme güdüsü. ve şimdi senaryoları düşünmeye başlayın, herkesin ölümsüzlüğü seçtiği ya da sadece bir kişinin üremeyi seçtiği senaryoları. belki de tüm kadınlar ölümsüzlüğü seçmiştir ve tüm erkekler üremeyi. ya da tam tersi bir cinsin ötekisinin seçimini mahvettiği. ya da sadece bir kadın ve bir erkeğin üremeyi seçtiği. o kadar ölümsüz arasından doğru kişiyi bulmak gerekecek. sonra kendinizi düşünün siz bu türden olsaydınız hangisini seçerdiniz size sorulduğunda.

hayat veren mi, hayatta kalan mı?

paranormal şeyler

13 Mayıs 2015 Çarşamba
anlık bir şeydi. ses gitti, ışık söndü, muazzam bir boşluk. uzay böyle bir şey mi anne diye sordu bir çocuk. çocukla birlikte ses geldi, ışık da geldi. bize, o esnada bulunan herkese, bahşedilmiş o hiçbirimizin ne olduğunu anlamadığı büyük sır bir çocuğun tek bir sorusuyla sonlandı. ben de herkes gibi o anlık muhteşem hissiyatın şokunda olduğumuz halde çocuğa kızmaktan alıkoyamıyordum kendimi. bir çocuk hayatımın en mucizevi deneyimlerinden birisini mahvetmişti. neden olduğunu, nasıl olduğunu anlamak için geri geri gittik. fakat o anlık şeyi tekrar edemedik. birbirini tanımayan onca insanın yaşadığı ve tekrar yaşamak için pek çok şeyi feda edeceğinden emindim. hepimiz emindik. elimizdekini çalan çocuk da bunu yıllar sonra fark edecekti. öyle bir anımız tekrar olmadı, olmayacaktı. belki ölüm böyleydi. onu da ölmeden bilemezdik.