öldür allah sevmelere gidek

20 Mart 2014 Perşembe

ben de etten, kemikten ve bilimum organikten imal edildim. sen gibi. bir sığır gibi yaşadım, bu iş için yetiştirilmiş bir boğa gibi boğa güreşinde ölmeyi hak etmiyorum. hasta yatağımda acı içinde son nefesimi verdirecek kadar da acımasız bir tanrıya inanmadım. sen gibi. bir sığır gibi yaşadım. en azından başımı kesebilirsiniz.

ölümsüz çocuklar yahut çocuklar ölmesin

11 Mart 2014 Salı

oveliden çalınan stelyo sesi yahut alim duman diye de bilinir

10 Mart 2014 Pazartesi

siz bu güzel adamın güzelim sesinden güzelim şarkıyı güzelim dillerde dinlerken ben başka bir güzel adamın güzel şiirleriyle oynayıp içimi kıpırdatacağım

bekliyorum
öyle bir havada gel ki.
birlikte üşüyelim

sarhoş oldum da
seni hatırladım yine
sol elim
gel beraber ölelim

eskiler alıyorum
alıp yıldız yapıyorum
musiki ruhun gıdasıdır
geceleri kalkıp biraz atıştırıyorum

güzel kadınları severim
işçi kadınları da severim
direnişte yaralanan güzel işçi kadınlara
aşık oluyorum

yosun kokusu
ve bir tabak karides
soğuk bir biranın yanında

ben ki her akşam yatağımda
onu düşünüyorum
onu sevdiğim müddetçe
hayatta kalacağım

sevdiğim insanlara
kızabilirdim
eğer sevmek bana
küfretmeyi
öğretmeseydi

kırık taşlara bakıp
ışıklı bir asfalt düşünmek
acaba yalnız
amerikan filmi sevenlere mi mahsus

kuşçu amca
bizim kuşumuz da var
ağacımız da
iyisi mi sen onları yok edip
avm yap

sokakta giderken kendi kendime
gülümsediğimin farkına vardığım zaman
içten bir siktir çekiyorum

yollar ne kadar güzel olsa
gece ne kadar serin olsa
sevişmek o kadar terletir

inanma ceketim inanma
kuşların söylediklerine
benim mahremi esrarım sensin
narkotik şube bilmesin

alnımdaki bıçak yarası
senin yüzünden
tabakam senin yadigarın
bu sebeptendir cigarayı bırakışım

son söylem

4 Mart 2014 Salı
kardeşlerim dedim kürsüye çıkınca iki elimi açmıştım sanki milyonları kucaklıyordum. oysa yüzbinler vardı en fazla. ve altı sıfır atılınca birden eksik. kardeşlerim. bazılarınız benden önce gidecek, bense bazılarınızdan önce gideceğim. mesele zaman değil. dün bir film izledim, zaman insanın hareketleridir gibi bir laf geçiyordu. ve bunun üzerine uzun uzun düşündüm. inanın kardeşlerim. siz bu gökkubbe altında bir hiç değilsiniz, bu gökkubbe sizin üstünüzde pek çok sadece. oradaki herşey sizin için yok. siz ise onlar için. o yüzden yaşamaya değer ve gitmek senin ve benim meselemden ziyade; gitmek eyleminin varlık amacıdır.
size afili laflar etmeye gelmedim kardeşlerim, sizi yargılamaya, sizi yadırgamaya gelmedim. sizin bilmediklerinizi sizin yüzünüze vurmak için de burda değilim. ben hiçbir şeyi sizler için yapmadım. sizin hiçbir şeyi benim için yapmadığınız gibi. organizatör arkadaşları tenzih ediyorum. onlar bu meşe ağacından yapılmış kürsünün üstüne bir şişe pet su bırakmışlar.
kardeşlerim ben sadece sizin kendinizi hissetmenizi istedim. tüm hayatım boyunca bunun için uğraştım ve şu an sadece bir günlük bir hayatım olduğunu görüyorum. bu sebeple aranızda beni mesih ilan edecekler çarmıha gerecekler var. oysa onlar beni önce ölüleri dirilttiğim için sevecekler, hikayelerimi kulaktan kulağa birilerinden bir şeylerde kaçarken anlatacaklar. kardeşlerim sizin bencillikleriniz benim kibrimdir. sizin acizlikleriniz benim gücümdür. gittikçe sertleşen bu söylemiminde her cümlemde her nefesimde bana biraz daha öfkelenmeniz bundandır. ben sizi yargılamaya gelmeden, yargılayanım. ben sizi yadırgamaya gelmeden yadırgayanım. ben sizin acizliğinizdeki bencilliğim. ben sizin gücünüzdeki kibirim. o sebeple kardeşlerim sizler kendi hareketlerinizde küçük zaman dilimlerinizi yaşarken. ben sizlerin ve sizden sonrakilerin hareketlerindeki zaman dilimlerinde de yaşayacağım. o sebeple kardeşlerim lütfen durmayın. içinizden geleni yapın. öfkenizi bastırmayın. önce en güçlünüz beni bu kürsüden indirsin ve önünüze atsın. üzerimdeki onbinlerce dolarlık italyan takımını yırtın. hınçla öfkeyle parçalarcasına tekmeleyin beni. hepiniz buradan gittiğinizde öz annem bile tanıyamasın beni. ve ben sizin gücünüzdeki acizlikle var olmaya devam edeyim. ve olmayanların en hası olan babama gidip onları affet babacığım diyeyim, onlar ne yapacaklarını bilmiyorlardı. ve ben onları kışkırttım. artık onlar ne yaptıklarını bilmeyenlerden oldular.
benim kibrim bencilliğimden değildir. benim kibrim sizin gücünüzdendir.

agatha christie'nin kaldığı otelde ölmeyen adam mickiewicz

28 Şubat 2014 Cuma
"lütfen sözlerime dikkat ediniz, çünkü onlar çok yaralayıcı olabiliyorlar". bu veciz sözü ilk kez ağzında jilet çeviren bir sokak insanından duyduğunda içi parçalanmıştı diğer sokak insanının. çünkü o da kafa yapar belki diye sanayi sitesinin çöpünden bulduğu garip kokulu kimyasalı içmişti. içi parçalanmıştı. ertesi gün ikisinin de bedenini aynı yeşil alan üzerinde ölü bulmuş olmaları bundandı. o esnada ben kaçakçılık şubede çalışıyordum. aslında olay benlik değil. sadece çok sıkılmıştım. ve bölge sigara kaçakçılarının cirit attığı bir mıntıkadaydı. ekmek çıkar belki diye gittim ben de. çıkmadı. biraz trajedi vardı sadece. birazcık da baz yağ kokusu. sanayi sitelerinin kendine has tadı işte. gündüzleri emek yoğun geceleri fuhuş yoğun piyasalar işte. bir sigara yaktım cesetlere baktım. yanımdaki asayiş komserine vay amına koyayım ne duyduysa artık adamın içinin yağları erimiş dedim. ikimizde güldük. eğer ölümle çok haşır neşirseniz ölüm ciddiyetini yitiriyor. bunu mezarlıklar müdürlüğüne bağlı çalışan gassal bir abimizden duymuştum. adam haklıydı. bir de bu gassal abimize pamuk mevzusunu sormuştum. hakkaten tıkıyorlarmış. rakı masasında yapılcak muhabbet değildi belki ama gassal abimiz işine aşık bir istanbul beyfendisiydi. dolayısıyla onun ağzından çıkacak her söz çok değerliydi bizim için. komser arkadaşım hemen cıvıtma lan dedi, millet taşak geçiyoruz sanacak diye atarlandı. geçmiyor muyuz dedim. geçiyoruz dedi. aradığım huzuru bu ağzı yüzü kan içindeki ve vücudu parçalanmış cesetlerde de bulamamıştım. bindim arabaya şubeye geri döndüm. gazete falan okudum, darlandım. bir şeyler eksikti neyin eksik olduğunu bulamadım. akşam olsa da eve gitsem diye düşünürken anonsları dinledim birazcık. çıktım gittim sonra tekrar. eve gidip yattım. sabah kalktığımda kendimi devcileyin bir kelebek olarak bulmadım. bir küfür de kafkaya ettim. ve o hiçbir şey demedi.

aylardan bereket günlerden sen, koku? yok

8 Şubat 2014 Cumartesi
kaplan! kaplan! gecenin ormanında
ışıl ışıl yanan parlak yalaza,
hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
kurabildi o korkunç simetrini?

kimbilir kaç yazı, kaç kitap, kaç film başladı bu cümlelerle. kaç kişi ağladı eş zamanlı aynı sözleri okurken. ölümsüzlük ölümden geçer arkadaşım, yaz bunu bir yere. ve sancı geç saatlerde diye başlar altıkırkbeş kitapları. ve kadıköy bir filmden daha önce sevilmiştir. sokakları kaçamayanlarla dolu, körlerin ülkesi. sana yazılmamış tüm sözcükler bu gece senin olsun güzel kentin güzel kendi. kendi gibilerin kenti. kenti gibilerin kendi. aşk bir titreşimdir. unuttum. saç bir boyun bağıdır. senden bana gelen. boynum boynuna bağlıdır. bu kentte çok aşk var diyorlar. en güzeli de henüz başlamamış.
bilirim melankoli bana da sana da iyi gelir. şifacı aşkı en saf haliyle yaşayanlara denir. sonsuzluk ise sonla başlar. devam etmek için sonlanmak gerek. yol olmak için yollanmak. seni seviyorum bu en güzel ayın en güzel kentinde. gel içim seninle dolsun. içim içime sığmasın.

yanlışlıkla yayınlanan yazıntı - ya ya ya diye bilinir

29 Ocak 2014 Çarşamba
hatırlıyor musun ben senin öldüğün gece gelmiştim
radyoda serge gainsbourg çalıyordu
tüm izmirliler radyoya o zamanlar kabak kemane diyordu
şimdi ise sadece chevrolet sahibi taksiciler böyle diyor
geçerken uğramıştım hani
sen ölmüşsün ben bilmiyordum
kapıyı çalmıştım kimse açmamıştı
hadi senin sebebin var
ya diğerleri?
geçerken uğramıştım
hüsrana uğramıştım

sanırım onlara gideceğim

19 Ocak 2014 Pazar
bana dünya çarptı, aklım başımda değil. aman tanrım aklım başımda değilse nerede. söyleyin dostlar, şairler, yazanlar, kızlar, kızanlar, aklım nerede. hanginiz aldı aklımı. gözlerimi kapatacağım, onbire kadar sayacağım. haydi kimdeyse getirip masaya bıraksın. söz hiç kızmayacağım sizlere. ne mümkün zaten sizlere kızmak. bir iki üç dört beş altı yedi sekiz dokuz on onbir...biliyordum getireceğinizi. sizleri çok seviyorum. teneffüs saatlerini de. durun şunu başıma takayım. ama utanıyorum. arkanızı dönün görmesin kimse. arkanızı dönün onüçe kadar sayın. hadi şimdi. bir iki üç dört beş altı yedi sekiz dokuz on onbir oniki onüç. hah aklım takıldı. söylediklerinize aklım takıldı. bir yanlışlık yaptım demedin ama. nasıl oldu aklım. eskisi gibi. ne çok şey geçiyor içinden. şehir gibi, boğaz gibi. ne çok bakış var içinde ne çok yüz ne çok insan. ah şurdaki galata kulesinin ordaki şarapevi. sloganı neydi herkesin oğlu asker olur ama çerkesin yaptığı peynir olamaz. seviyorum bu dizeleri. ünlü ressam, şair ve fenni sünetçi leonard cohen'in bir peynir güzellemesi adlı şiirinden. nerden kalmış aklımda bu bilgi. hah sen de.. sanki başka yerde kalmış olabilirmiş soruyorum bir de. konuştu bal kabağı. hani şu kahramanlık destanlarına konu olan bal kabağı. yunus peygamberi yutup sonrasında motorlu taşıtlar vergisinin ikinci taksidini ödemeye giden bal kabağı. ne kadar da çok severdim o hikayeyi. rahmetli dedem anlatırdı o derinden gelen sesiyle. marijuana tüttürüp, mariana çukuruna tüpsüz dalan rahmetli dedem. biliyorum şimdi bizi izliyor. ancak artık zap yapma vakti geldi dedeciğim. ve sen bizi bırakıp gittiğinden beri annem biraz daha babasız. bu yüzden sana çok kızgın. fakat söyleyemiyor. annemin söyleyemediği o kadar çok şey var ki sizler, mesela play station diyemiyor. ancak ayetel kürsiyi okuyabiliyor. neyse aklımı vermiş olmanız sizlerle aile sırlarımızı paylaşacağım anlamına gelmiyor. ne demiş dünyaca ünlü beyin cerrahımız bütün mutlu aileler birbirine benzer...

sevgiliyle yapılacak beş şeyler listesi - sırasıyla yemek eğlence din siyaset sanat temalı

16 Ocak 2014 Perşembe
(burada bir şarkı olmalıydı)

seninle kanlıca sahilinde yoğurt yiyelim
sütlüce sahilinde dalak

kelime oyunları yapalım
tabuları yıkalım

aynı secdeye baş koyalım
islam devrimi yapalım

ölmüşleri analım
merkez sağ partilere oy verelim

birkaç bin tane film izleyelim
yarılarında uyuyalım

sonlara doğru cinselliğe yönelen diyalog yazısı

6 Ocak 2014 Pazartesi

bir arkadaşımla otururken karma is a bitch dedim. çağırsana dedi. kafamı sola çevirip öylesine bakmak istedim. ahraz olmak istedim o an. sakın sanılmasın onu küçümsediğimden. onu hakir gördüğümden. son zamanlarda okuduğum bir kitabın adı ahraz olduğundan. ahrazlığın paraşüt sporuna en uygun engel olmasından. ahraz ahraz rüzgarın sesini duymadan sadece hissederek süzülmenin insanı kuş yapacağından emin olmamdan. kafamı sola çevirip taşak mı geçiyon adam mı seçiyon sığlığında baktım. tümden yitmiştim. ahraz değildim, ancak başka sağlık sorunlarım vardı. kocaman bir yara peyda olmuştu yüzümde. arkadaşıma baktıktan sonra yarama dokundum. ufak bir sızı sadece o kadar. bir polisiye kitapta okuduğum yaralarımız güçlerimizdir deyişini bile hatırlamadım. iyice yitmiştim. tüm esrarengiz tutum birden ilkel insan formuna dönüşmüştü. yaran varsa canın yanar, edebiyat yapmazsın. açken sen sen değilsin. belki avda hayatta kalmaya çalışmazsın ama gta oynarken hayatta kalma içgüdün devam eder. cinsel açlık çekiyorsan karma is a bitch dediğinde birisi çağırsana dersin. oysa bana bunu öğretmemişlerdi. bana sadece temel ihtiyaçlarımı öğretip sonrasını maarif müfredatına bırakmışlardı. ve ben porno dergileri ne maarif okullarından ne de ebeveynlerimden öğrenmiştim. örnek kelimesi benim için sadece dantel, patik ve elişi yapımında kullanılan bir sözcüktü. bir örnek vermek gerekirse: aysel yeni bir örnek gösterdi çok zormuş. ve aynı cümleyi kullanan teyzenin elişinden kastının handjob olmadığını yine aynı öğretilmeyen yerlerden öğrenmiştim.

kafamı sola çevirip arkadaşıma baktım. karma is a bitch demişti. çağırsana dedim.

yaş problemleri ve inanç sistemleri üzerine bir aşk hikayesi

1 Ocak 2014 Çarşamba

merhaba canım, ben okazyona,tinere ve compay segundoya inanan biriyim. schrödinger'in kedisini anlatırken "çok tatlı yaaa" diyen bir sevgilim var. benden beş yaş küçük. annemden ise otuzyedi yaş. annem benden otuziki yaş büyük. babamdan ise resmi kayıtlara göre iki yaş büyük. abim ve benim yaşlarımız toplamı her sene değişiyor. aramızdaki yaş farkı hiç değişmiyor. taraflardan birisi ölene kadar da bu durum bu şekilde devam edecek. taraflardan ikisinin aynı anda ölümü halinde hayat müsabakası eşitlikle neticelenmiş olacak. bunları annemden otuzyediyaş küçük sevgilime anlattığımda "aşkım, annenle ne zaman tanıştıracaksın beni" dedi. zamanı geldiğinde deyip schrödinger'den bahsetmeye devam ettim. yaptığım ince espriyi o dahil ortamdaki hiç kimse anlamadı ve gülmedi. sonra kalktık bir mağazanın önünden geçerken kısa bir süre duraksadık. o arada vitrin camında kendimle gözgöze geldim, sol elim vücudumun az ilerisindeydi. omzum ve kolum arasındaki mesafenin açı değeri yaklaşık otuzyedi derece olması, sevgilimin elimi bırakmadan vitrine doğru bir adım atmasındandı. kendime bir göz kırptım ve iyi göründüğümü düşündüm. iyi görünüyordum derken fiziksel bir görüntüden bahsetmiyorum. hayatım iyi görünüyordu. vitrin camından yansıyan hayatım iyi görünüyordu. vitrin camına yansıyan hayatım ise aslında hiç iyi değildi. mutluluk ve mutsuzluk arasında süregelen bir savaş yoktu. o an bunu anladım, tek şey serotonin ve gece görülen rüyalarla ilgiliydi. eğer öyle olmasaydı hepimiz bir gün uyanmaktan vazgeçerdik. inanın bana bunu yapardık. okazyona, tinere ve compay segundoya inandığınız gibi inanın.