lof starya

15 Aralık 2014 Pazartesi
onunla zincir kitap mağazalarının birisinde fırsat reyonunda tanıştık. aslında o da ben de birileriyle zincir mağazaların fırsat köşelerinde tanışmak konusunda iyi değildik. değilmişiz. bunu çok sonra birbirimize anlatırken fark ettik. el yazması bir incile aynı anda elimizi atmıştık. filmlerdeki gibi. ellerimiz birbirine yazıldı. önce ben çektim sonra o çekti. bakışıp pardon dedik. ve beyinlerimizin birbirimizle ilgilenmemiz gerektiğini söylemesi takribi dört saniye sürdü. tüm iletişim metodları eğitimlerinde olduğu gibi birbirimize gülümsedik. ve sonra çılgıncasına öpüşmeye başladık. incilin önünde öpüştüğümüzü gören bir teyze bize kınayar bir çık çık sesi çıkardı. tüm iletişim metodları eğitimlerinde bunu söylemiyordu elbette ama ben yalan söylüyordum. gülümsedikten sonra incilin önünde sen buyur sen buyur oyunu oynamaya niyetliydik ki. ikimizin de bu oyunu sevmediği zuhur etti ve eş zamanlı buyurduk. ellerimiz bir kere daha birbirine dokunduğunda tenlerimizin hemen hemen aynı ton olduğunu fark ettim. birbirimize çok benziyorduk. benim dişi olanımdı sanki. ve o da bunu fark etmişti. bir kere daha bakışıp gülümsedik ve ben kitabı ona bıraktım. o an nasıl olduğunu bilmediğim bir cesaretle: okuduktan sonra bana verir misin dedim. elbette dedi. sonra o kitabı - yani o kitabın el yazması olmayanını - okuduğumu itiraf ettim. belki seninle tanışmak için bir fırsat olur diye de ilave ettim. o esnada onu tüm cinsel kriterlerimle taramaya başlamıştım. daha sonra söylediğinde o da eş zamanlı olarak beni tarıyormuş. gideri vardı. benim de varmış. evet belli başlı giderlerimiz vardı. mesela kitap harcamalarımız, alkol giderlerimiz. önümüzdeki üç yılda bu giderleri ortak olarak götüreceğimizi o esnada bilmiyorduk ama sanırım hissediyorduk. sonra filmlerdeki gibi oldu dedi. o zaman bir kahve içmek ister misin dedim. evet dedi. sonra onu benim de bir gün öncesiyle tanıştığım sifon kahveyle tanıştırdım. tanıştıklarına mutlu oldular ki. daha sonra yurtdışından siparişle sifon demlik getirttik. onu içtikten sonra işersek tuvaletimize enfes kahve çekirdeği kokuları doluyordu. bunu işeme hizamızdan hissedebiliyorduk. kahve içerken bunları konuşmadık. daha sonra konuştuk. insan üç yıl boyunca çok konuşunca pek çok şeyi konuşuyor. çok konuştuk ve tabiatın bize verdiği tek yargı birbirimiz hakkında, aynı olduğumuzdu. çok aynıydık. hatta bazen konuşmuyorduk bir konu hakkında yazıyorduk ve yazdıklarımızı karşılaştırıyorduk. bu oyuna meç etmecilik adını o takmıştı. benden yedi saniye daha hızlı çalışan bir beyni vardı. oyun basitti bir konuyla ilgili yirmiüç cümle yazıyorduk. içerik olsun, anlam olsun, kullanılan kelimeler olsun, kelime sayısı olsun vesaire olsun ne kadarlık bir eşleşmevar diye bakıyorduk. yüzde yetmişbirin altına hiç düşmedik ve tamı tamına onbirkez yüzde doksan yedi meç ile oyunu bitirdik. kahve içerken türk balesinin geleceği hakkında ve seçim grafiği izlemenin ne kadar keyifli olduğu hakkında konuştuk. ortak fikrimiz şuydu - ki son güne kadar ve son gün de dahil her zaman ortak bir fikrimiz olurdu- türk balesi sucks ve koalisyonlu iktidarlardaki seçim grafikleri daha renkli ve eğlenceli. sonra bir şekilde zaman geçti, ortaçağın en büyük şehrinin orasında burasında kendilerimizken bir şekilde birbirimiz olduk. insanın kendisiyle aynı olan birisini bulması birbiri olmasını çok kolaylaştırıyor ve eğlenceli kılıyor. en azından üç yıl böyle oluyor(muş). mesela ilk cinayetimizi işlediğimizde ikimizin de ne kadar merhametsiz olduğunu ve ikimizin de bu durumdan korkmadığını öğrenmiştik. cinayet dediğim de basit bir kürtaj vakası. onun fiziksel eforuna saygı duyup iki hafta sonra tenis oynamaya gidecek kadar da sportmen ve modern insanlardık. sanki iki tane benimle geçen üç yıl sonunda tam da doğum günümde birbirimizden ayrılmak istediğimizi belirttik. daha sonra ayrılık konuşması yapmak yerine bu konu hakkında meç etmecilik oynamaya karar verdik. eğer yüzde doksanın üzerinde bir meç varsa ayrılacaktık. yoksa erteleyecektik. ve bu sefer oyunu sadece yazarak değil video çekerek oynayacaktık. farklı odalara gidip on birer dakikalık ayrılık videolarımızı çektik ve sonuç tam düşündüğünüz gibi. ve en sonuncu yüzde doksan yedilik meçimizi yaptık. sonra ben bir yere gittim ve bir daha geri dönmedim. o gün fırsat reyonunda ellerimiz incilin üstünde birbirine yazarken hayatımın fırsatını bulmuştum. kendimle tanışmayı. siz hiç kendinize aşık oldunuz mu? ben bir kere oldum. çok güzeldi.

2 yorum:

Hissiz Pinokyo dedi ki...

çok güzel yazıyorsun.

la petite mort dedi ki...

teşekkürler, iltifat ediyorsun.