pms

29 Ocak 2015 Perşembe
uykum var.
uyuyasım yok. sen geldiğinde gözlerim açık olsun istiyorum. sana son gücümle bir şeyler anlatmak, bu sabah gördüğüm çiçeklerin akşam dönerken yolunduğunu gördüğümü falan. öyle gündelik, sokağın başında yapılan kazı çalışması yüzünden dün öğleden sonra suların yarım saatliğine kesik olduğunu anlatsam ya da. dün de görememiştim seni. iki günde çok değişmiyor insan, ama yine de konuşmak istiyor işte. iki gecedir direniyorum uykuya. fakat biliyorum bugün de uyuyacağım. bir çocuğun eve geç gelen babasını beklemesi kadar çaresiz ve yenik.

not: dolapta yemek var. ısıtıp yersin.
not iki: bu şarkı senin için.

8 yorum:

MariPoSa dedi ki...

Sizi tanımıyorum hatta blogunuzu ne zamandır takip ettiğime dair en ufak fikrim yok ama size sinir oldum sinir oldum çünkü yazılarınızla hatırlamak istemediğim şeylerin bi an aklıma gelmesine sebep oldunuz . Neyse susacağım en iyi yaptığım şeydir bu konuda size de tavsiye ederim aslında hatta kapatın bu blogu kapatın defteri geçmiş adı üstünde geçmiştir bilmiyorum belki bütün bu içinden acı akan yazılarınız bir hayal ürünüdür aslında gayet mutlu mesut düzenli bir yaşamı olan hayatta beklediği istediği ne varsa gerçekleşen birisinizdir öyleyse de kapatın hayatın kendisi zaten bu kadar acıyken kimse kendi kendine bir hayal dünyasında bile olsa acı çektirmemeli .niye bunları diyorsam sanırım ... Her neyse.

la petite mort dedi ki...

selamlar, sizi sinir istemezdim lakin hayatım boyunca istemediğim onlarca şey yaptım. bu da onlardan birisi olsun sadece. tavsiyenize uyup blogu hemen kapatıyorum. ancak susmak hani şu sizin çok iyi yaptığınız şey, ben bu konuda iyi değilim. az önce verdiğim sözü tutmazsam bu sebeple, nolur bana daha da fazla sinir olmayın.
bir zamanlar mail adresinin yazdığı yerde karanlık bir fon karamsar yazılar bu ben değilim yazardı. şimdi yazmıyor. neyse sizi rahatsız etmeye geldiğim yok aslında. tanısanız siz de çok seversiniz.

Aze dedi ki...

Bir şehir de bu kadar çok saksağan olur mu? Oluyormuş. Daha önce hiç saksağan görmemiştim. Artık her gün görüyorum.

Handi diyor ya, vesikalı yarim filminde: o tabaka meselesi değil, öbürü; "çok eskiden rastlaşacaktık." bence yanlış billiyor musun. İnsan birine rastladımı rastlaması gerekmiştir, ve eskiden olan sen şimdiki sen değilsindir ki, yani rastlasan da görmezdin belki.
Her zamanki gibi çok karışık anlatıyorum, biliyourum. Ama biliyorum sen anlıyorsundur, hiç anlatmasam bile. Diyeceğim; şimdi olan her şey şimdi olması içindiğindir. İlla bir şey söylemek lazımsa şu olabilir: "hiç rastlaşmayacaktık." Kaç kişi için dilemiştir insan bunu? En kötü anı için en güzellerine de kıyabilir misin? Bazen düşünüyorum bunu. 13 yaşımdan beri...

Bir ara şu Azam Ali'den bahsedelim, vakit kalırsa. Bazı şeyler çok güzel bir de; şuradaki kaplan gibi. Gerçek, çok güzel. https://www.youtube.com/watch?v=uvsZEtuBaB0

İki şey teşekkür edecektim sana, aklımdayken söyleyeyim: 1. her yazdığıma döndüğün için, 2. hatırlamıyorum.

Saksağanların kuyrukları çok güzel ama serçeleri yiyorlar, biliyor muydun.

Adsız dedi ki...

MariPoSa' ya katılıyorum. Ne de olsa sevgili Bono da bu şarkıyı zamanında boşuna yazmamıştır, değil mi?

https://www.youtube.com/watch?v=emFUtuotHL4

la petite mort dedi ki...

dostlar, romalılar, adsızlar...
mariposaya kim katılmaz ki?

bono bu şarkıyı zamanında elbette geçmişinden çıkamayanlar için yazmıştır. hatta geçmişinden gelen her hayaletten korkmamak için oradan çıkmayanlara da yazmış olabilir. mariposanın da dediği gibi susmasını bilen insanlar gerçekten susmalı.

sen adsız, biliyor musun bunu?

Adsız dedi ki...

Asıl değinmek istediğim susmak ya da yazmak değildi. Bono, çok yakın arkadaşının intiharı üzerine, onunla aslında yapamadığı konuşmayı daha sonraları bu sözlere dökmüştür bir parça da pişmanlık eşliğinde. mariposanın söylediği gibi "hayatın kendisi zaten bu kadar acıyken kimse kendi kendine bir hayal dünyasında bile olsa acı çektirmemeli" düşündüğüm için bunu hatırlatacak güzel bir parça olduğu kanaatindeyim.

Sadece içimde karamsarlık olduğunda susmayı tercih ediyorum.

la petite mort dedi ki...

aze: saksağanı en son onüçümde gördüm. sapanla kuş vururken tek vurduğum kuş bir saksağandı. serçeleri yediğini bilmiyordum ama saksağanın etini vurduktan sonra yemediğimizi biliyordum. oysa serçeleri biz de yiyorduk. saksağanlar gibi. belki başka dünyadan bir çocuk da bizi sapanla vurmalıydı o zamanlar.

keşke hiç rastlaşmasaydık cümlesi ne aciz. rastlaşılmayan milyonlarca insan var. hiç rastlaşmasaydıkı sadece rastlaştıklarına söyleyebilecek kadar sınırlıyız aslında.

azam ali mi? o da hayatın sırrını nefesinde saklayan bir güzel kadın işte.

Aze dedi ki...

Ah la petite mort. Sanırım bu Ah 'ım Niyaz'ın arzusun şarkısını dinlediğimden şu an. Ya da günün yorgunluğundan.

Sınırlıyız? Çok anlamadım buradaki açıklamanızı efendim.

Aklın hep öbür tarafta. Lütfen üzme bizi böyle. Hayattaysan hayatla kal...

May force be with you.