yeraltından notlar

14 Mayıs 2014 Çarşamba
ben gidince
arkamdan gözler yaş dökecek
ben konuşurken hep gülen gözler
duyduğuna inanmayacak kulaklar
duyduğuna inanacak bilenler
takvime bakacak insanlar
o kadar oldu mu ya
yaşlanmışız diyecekler
yaşlanacaklar
kendileri de
gözleri de
ben gidince

lonely ve lovely arasında sadece bir harf fark vardır

7 Mayıs 2014 Çarşamba
"ben içinde sen olduğun için sensizliği bile özlüyorum" yazıyor kitabın arka kapağında. yazarının adını nasıl telaffuz edeceğimi bilmiyorum. bu ucuz aşk kitaplarından fırlamış cümleyi alıntı yapmak editörün fikriydi bunu düşünüyorum. oysa elimdeki epeyce pahalı bir aşk kitabı, daha afili cümleler yazmalıydı ismini telaffuz edemediğim yazar. mesela desindi ki "ben içinde sen olduğun için sensizliği bile seviyorum". evet özlemek ucuz insan işidir, sevmek ederli insan işi. sonra eve gelip kendime bakıyorum aynada. en azından insan işi ikisi de diyorum. mutfağa gidip yemek koyuyorum tencereden. soğuk soğuk yemek üzere odaya geçiyorum. sadece yemek yerken açtığım televizyonu açıyorum. sadece yemek yerken izlediğim kanallardan birisini açıyorum. yeşil bir masanın üstünde renkli renkli toplar görüyorum. oyuncuların adlarını okuyorum. birisi yeterince beğendiğim, birisi epeyce beğendiğim oyunculara ait iki ismi görüyorum. on dakikadan kısa sürecek yemeğim süresince onları izleyeceğim için iyi hissediyorum. maçı yeterince beğendiğim önde götürüyor, yemeğim bitiyor. masanın üstünden tabağı sağ elimle ekmeği ise sol elimle alıyorum. masanın üstünde duran ekrana dönük kumandalardaki büyük kırmızı tuşlara basıyorum sağ elimin serçe parmağı ile. odadan çıkarken sol elimin yüzük parmağını kullanıp ışığı kapatıyorum. ışığı ne zaman açtığımı anımsamıyorum. ekmek ve boş tabağı mutfağa bırakıyorum. yatmak için odama geçiyorum. saatin epeyce geç olduğunu düşünüyorum. yatağın başında duran telefonuma bakıyorum. eve geç gelmiş olduğumu fark ediyorum. uyuyamayacağımı bile bile yatağıma yatıyorum. uyuyamıyorum. uyuyamamıyorken tekrar düşünüyorum özlemek de sevmek de en azından insan işi ikisi de diyorum. en son ne zaman bu işleri yaptığımı düşünmeye başlıyorum. bulamadan uykuya dalıyorum. sabah kendimle görüşmemek ümidiyle bu gecelik ayrılıyorum. ertesi sabah gene kendimi yatağımda buluyorum. ümidimi yitiriyorum.

azil

26 Nisan 2014 Cumartesi
yarın bir kitabı bitirmeyi düşünüyorum. nargile içerken bitirmeyi düşünüyorum. ancak iyi nargile yapan bir yere ihtiyacım var. okuma yazma bildiğimi yargılamayacak kimselerin olduğu iyi nargile yapan bir yer. mesafesi çok uzak olmamalı. yürüyerek gidebileyim yahut araçla da gidersem trafiğe  girmeyeyim. ancak neresi öyle bir yer bilemiyorum. çok yaşayınca aynı yerde, sabit bir yerim yoksa hepsi birbirinin aynısı. vay amına koyayım buralarda böyle bir yer mi vardı ya diyecek bir adresim yok.
selamlar, teşbih bir abartı sanatıdır. istanbulun bazı yerleri çok güzeldir.

az

24 Nisan 2014 Perşembe
yazamıyorum
susamıyorum

bekirin alternatif tiradı

14 Nisan 2014 Pazartesi

çok güzel bir yemek tarifi var elimde, içinde et var, ot var, sebze, baharat, herşeyi güzel, tadına bakana kadar ağızdan su akıtan cinsten, ne seversen var işte içinde. kıvamı çok güzel, görünümü çok güzel, sunumu on numara, yanındakiler bir o kadar güzel. tadına bakana kadar her şey. tadına bakınca olmamış, kim yapsa olmazmış öyle bir olmamışlık işte. limonun çekirdeğini ısırmak gibi, kulak kirinin tadına bakmak gibi.
çok güzel bir hayat tarifi var elimde, içinde ne seversen var, ne dilersen koymuşlar, yanındakiler güzel, sunumu güzel, görünümü çok güzel. yaşayana kadar herşey çok güzel. sonra yaşıyorsun bir olmamışlık var, hani kim yaşasa olmazmış o hayat.
sonra fark ediyorsun bir şeyler bozuyor yemeği varlığıyla değil ha, yokluğuyla. diyelim ki senin dilin yok. burnun yok. o yüzden yemek olmamış.
sonra fark ediyorsun bir şeyler bozuyor hayatı varlığıyla değil ha, yokluğuyla. diyelim ki senin ruhun yok, duygun yok, ya da hepi topu yaşayasın yok. ama yaşıyorsun işte naparsın elden ne gelir. turşunun limon suyuyla mı yoksa sirkeyle mi daha güzel olduğunu düşünebilirsin en fazla. sonra yaşarsın işte, elden ne gelir. nasıl ki o yemeği dökmezsin, kıyamazsın dökmeye. hayat da öyle işte kıyamazsın ölmeye.

only lovers left alive or adında daha çok kelime olan şiir

3 Nisan 2014 Perşembe
gündüzleri yaşar
geceleri uyur
tersine vampir

sizli bizli anlar

28 Mart 2014 Cuma
bugün bir edebiyat dergisinin ev sahipliğini yaptığı bir söyleşide, katılımcıların birisinden nasıl yazıyorsunuz diye bir soru aldım.
sorucuyla göz temasımı koparır koparmaz bir yudum su aldım, cevabımı vermek için bir kaç sonsuzluk anına ihtiyacım vardı ve tam bu esnada içimi antik bir hüzün kapladı. ne çok severdim onları. sonra geri döndüm göz temasıma ve parmaklarımla dedim. salonda gülüşmeler oldu, oturma odasında neler oldu duymadım. üç oda bir salon meskenlerde söyleşi yapmanın hoşluğu işte, diğer odalarda neler olduğunu asla bilemezsiniz. sorucum onunla dalga geçtiğimi sanıp biraz buruldu. göz temasım devam ediyordu. hatta göz temasım dik dik bakma haline evrilmeye başlamıştı ki, sorucumun göğüs dekoltesi beni kendime getirdi. açıklamaya başladım. parmaklarımla dedim. şu bilmemne şapelindeki meşhur resmi bilirsiniz dedim. hani şu ademin yaradılışı, cemal süreyaya da esin olan resim. iki kalp arasındaki en kısa yolu anlatan şiirindeki ilhamdan bahsediyorum. o parmaklar sizce bir ayrılış için mi öyle dedim yoksa bir birleşme çabasından mı? ben o resmi ve cemal abimin şiirindeki parmakları hep bir ayrılış olarak yorumlarım. yazmam da öyle benim. parmaklarımdan ayrılır içimden geçenler, o sebeple masöz ve yazıcı olarak hayatıma devam ediyorum. içimden geçenleri ne sesle, ne bir başka şeyle anlatabiliyorum. sadece parmaklarımla. parmaklarım kısa olduğu için ortaya bunlar çıkıyor, eğer parmaklarım daha uzun olsaydı inanın daha çok anlatırdım kendimi dedim. göğüs dekoltesinden anladığım kadarıyla güzel göğüsleri olan sorucumun yüzündeki burukluk gitmişti, sanırım onunla dalga geçmediğimi, ukalalık peşinde olmadığımı anlamıştı. teşekkür etti. teşekkür ederken gülümsedi. gülümserken gözlerinin de çok güzel olduğunu fark ettim. oysa epeyce bir süre gözlerine bakmıştım. o zaman anlamamıştım da gülümserken anlamıştım bunu. sonra boşverdim. ben zaten üzerinde itiniz ya da çekiniz yazan kapıların ne yöne açılacağını da denemeden anlayamazdım.

geçtiğimiz cumartesi günü bir güzel şarkı dinledim çokça kez.
bugün ise başka bir güzel şarkıyı dinledim çokça kez.
bu iki güzellik arasına, bir başka güzelliği sığdırmayı başarmıştım. ne olduğunu bulmak edebiyat tarihçilerine kalsın.

hamiş: göğüs ve göz arasındaki fonetik benzerliğe vücut bütünlüğü denir.

öldür allah sevmelere gidek

20 Mart 2014 Perşembe

ben de etten, kemikten ve bilimum organikten imal edildim. sen gibi. bir sığır gibi yaşadım, bu iş için yetiştirilmiş bir boğa gibi boğa güreşinde ölmeyi hak etmiyorum. hasta yatağımda acı içinde son nefesimi verdirecek kadar da acımasız bir tanrıya inanmadım. sen gibi. bir sığır gibi yaşadım. en azından başımı kesebilirsiniz.

ölümsüz çocuklar yahut çocuklar ölmesin

11 Mart 2014 Salı

oveliden çalınan stelyo sesi yahut alim duman diye de bilinir

10 Mart 2014 Pazartesi

siz bu güzel adamın güzelim sesinden güzelim şarkıyı güzelim dillerde dinlerken ben başka bir güzel adamın güzel şiirleriyle oynayıp içimi kıpırdatacağım

bekliyorum
öyle bir havada gel ki.
birlikte üşüyelim

sarhoş oldum da
seni hatırladım yine
sol elim
gel beraber ölelim

eskiler alıyorum
alıp yıldız yapıyorum
musiki ruhun gıdasıdır
geceleri kalkıp biraz atıştırıyorum

güzel kadınları severim
işçi kadınları da severim
direnişte yaralanan güzel işçi kadınlara
aşık oluyorum

yosun kokusu
ve bir tabak karides
soğuk bir biranın yanında

ben ki her akşam yatağımda
onu düşünüyorum
onu sevdiğim müddetçe
hayatta kalacağım

sevdiğim insanlara
kızabilirdim
eğer sevmek bana
küfretmeyi
öğretmeseydi

kırık taşlara bakıp
ışıklı bir asfalt düşünmek
acaba yalnız
amerikan filmi sevenlere mi mahsus

kuşçu amca
bizim kuşumuz da var
ağacımız da
iyisi mi sen onları yok edip
avm yap

sokakta giderken kendi kendime
gülümsediğimin farkına vardığım zaman
içten bir siktir çekiyorum

yollar ne kadar güzel olsa
gece ne kadar serin olsa
sevişmek o kadar terletir

inanma ceketim inanma
kuşların söylediklerine
benim mahremi esrarım sensin
narkotik şube bilmesin

alnımdaki bıçak yarası
senin yüzünden
tabakam senin yadigarın
bu sebeptendir cigarayı bırakışım

son söylem

4 Mart 2014 Salı
kardeşlerim dedim kürsüye çıkınca iki elimi açmıştım sanki milyonları kucaklıyordum. oysa yüzbinler vardı en fazla. ve altı sıfır atılınca birden eksik. kardeşlerim. bazılarınız benden önce gidecek, bense bazılarınızdan önce gideceğim. mesele zaman değil. dün bir film izledim, zaman insanın hareketleridir gibi bir laf geçiyordu. ve bunun üzerine uzun uzun düşündüm. inanın kardeşlerim. siz bu gökkubbe altında bir hiç değilsiniz, bu gökkubbe sizin üstünüzde pek çok sadece. oradaki herşey sizin için yok. siz ise onlar için. o yüzden yaşamaya değer ve gitmek senin ve benim meselemden ziyade; gitmek eyleminin varlık amacıdır.
size afili laflar etmeye gelmedim kardeşlerim, sizi yargılamaya, sizi yadırgamaya gelmedim. sizin bilmediklerinizi sizin yüzünüze vurmak için de burda değilim. ben hiçbir şeyi sizler için yapmadım. sizin hiçbir şeyi benim için yapmadığınız gibi. organizatör arkadaşları tenzih ediyorum. onlar bu meşe ağacından yapılmış kürsünün üstüne bir şişe pet su bırakmışlar.
kardeşlerim ben sadece sizin kendinizi hissetmenizi istedim. tüm hayatım boyunca bunun için uğraştım ve şu an sadece bir günlük bir hayatım olduğunu görüyorum. bu sebeple aranızda beni mesih ilan edecekler çarmıha gerecekler var. oysa onlar beni önce ölüleri dirilttiğim için sevecekler, hikayelerimi kulaktan kulağa birilerinden bir şeylerde kaçarken anlatacaklar. kardeşlerim sizin bencillikleriniz benim kibrimdir. sizin acizlikleriniz benim gücümdür. gittikçe sertleşen bu söylemiminde her cümlemde her nefesimde bana biraz daha öfkelenmeniz bundandır. ben sizi yargılamaya gelmeden, yargılayanım. ben sizi yadırgamaya gelmeden yadırgayanım. ben sizin acizliğinizdeki bencilliğim. ben sizin gücünüzdeki kibirim. o sebeple kardeşlerim sizler kendi hareketlerinizde küçük zaman dilimlerinizi yaşarken. ben sizlerin ve sizden sonrakilerin hareketlerindeki zaman dilimlerinde de yaşayacağım. o sebeple kardeşlerim lütfen durmayın. içinizden geleni yapın. öfkenizi bastırmayın. önce en güçlünüz beni bu kürsüden indirsin ve önünüze atsın. üzerimdeki onbinlerce dolarlık italyan takımını yırtın. hınçla öfkeyle parçalarcasına tekmeleyin beni. hepiniz buradan gittiğinizde öz annem bile tanıyamasın beni. ve ben sizin gücünüzdeki acizlikle var olmaya devam edeyim. ve olmayanların en hası olan babama gidip onları affet babacığım diyeyim, onlar ne yapacaklarını bilmiyorlardı. ve ben onları kışkırttım. artık onlar ne yaptıklarını bilmeyenlerden oldular.
benim kibrim bencilliğimden değildir. benim kibrim sizin gücünüzdendir.