hatırlıyor musun ben senin öldüğün gece gelmiştim
radyoda serge gainsbourg çalıyordu
tüm izmirliler radyoya o zamanlar kabak kemane diyordu
şimdi ise sadece chevrolet sahibi taksiciler böyle diyor
geçerken uğramıştım hani
sen ölmüşsün ben bilmiyordum
kapıyı çalmıştım kimse açmamıştı
hadi senin sebebin var
ya diğerleri?
geçerken uğramıştım
hüsrana uğramıştım
sanırım onlara gideceğim
19 Ocak 2014 Pazar
bana dünya çarptı, aklım başımda değil. aman tanrım aklım başımda değilse nerede. söyleyin dostlar, şairler, yazanlar, kızlar, kızanlar, aklım nerede. hanginiz aldı aklımı. gözlerimi kapatacağım, onbire kadar sayacağım. haydi kimdeyse getirip masaya bıraksın. söz hiç kızmayacağım sizlere. ne mümkün zaten sizlere kızmak. bir iki üç dört beş altı yedi sekiz dokuz on onbir...biliyordum getireceğinizi. sizleri çok seviyorum. teneffüs saatlerini de. durun şunu başıma takayım. ama utanıyorum. arkanızı dönün görmesin kimse. arkanızı dönün onüçe kadar sayın. hadi şimdi. bir iki üç dört beş altı yedi sekiz dokuz on onbir oniki onüç. hah aklım takıldı. söylediklerinize aklım takıldı. bir yanlışlık yaptım demedin ama. nasıl oldu aklım. eskisi gibi. ne çok şey geçiyor içinden. şehir gibi, boğaz gibi. ne çok bakış var içinde ne çok yüz ne çok insan. ah şurdaki galata kulesinin ordaki şarapevi. sloganı neydi herkesin oğlu asker olur ama çerkesin yaptığı peynir olamaz. seviyorum bu dizeleri. ünlü ressam, şair ve fenni sünetçi leonard cohen'in bir peynir güzellemesi adlı şiirinden. nerden kalmış aklımda bu bilgi. hah sen de.. sanki başka yerde kalmış olabilirmiş soruyorum bir de. konuştu bal kabağı. hani şu kahramanlık destanlarına konu olan bal kabağı. yunus peygamberi yutup sonrasında motorlu taşıtlar vergisinin ikinci taksidini ödemeye giden bal kabağı. ne kadar da çok severdim o hikayeyi. rahmetli dedem anlatırdı o derinden gelen sesiyle. marijuana tüttürüp, mariana çukuruna tüpsüz dalan rahmetli dedem. biliyorum şimdi bizi izliyor. ancak artık zap yapma vakti geldi dedeciğim. ve sen bizi bırakıp gittiğinden beri annem biraz daha babasız. bu yüzden sana çok kızgın. fakat söyleyemiyor. annemin söyleyemediği o kadar çok şey var ki sizler, mesela play station diyemiyor. ancak ayetel kürsiyi okuyabiliyor. neyse aklımı vermiş olmanız sizlerle aile sırlarımızı paylaşacağım anlamına gelmiyor. ne demiş dünyaca ünlü beyin cerrahımız bütün mutlu aileler birbirine benzer...
sevgiliyle yapılacak beş şeyler listesi - sırasıyla yemek eğlence din siyaset sanat temalı
16 Ocak 2014 Perşembe
(burada bir şarkı olmalıydı)
seninle kanlıca sahilinde yoğurt yiyelim
sütlüce sahilinde dalak
kelime oyunları yapalım
tabuları yıkalım
aynı secdeye baş koyalım
islam devrimi yapalım
ölmüşleri analım
merkez sağ partilere oy verelim
birkaç bin tane film izleyelim
yarılarında uyuyalım
seninle kanlıca sahilinde yoğurt yiyelim
sütlüce sahilinde dalak
kelime oyunları yapalım
tabuları yıkalım
aynı secdeye baş koyalım
islam devrimi yapalım
ölmüşleri analım
merkez sağ partilere oy verelim
birkaç bin tane film izleyelim
yarılarında uyuyalım
sonlara doğru cinselliğe yönelen diyalog yazısı
6 Ocak 2014 Pazartesi
bir arkadaşımla otururken karma is a bitch dedim. çağırsana dedi. kafamı sola çevirip öylesine bakmak istedim. ahraz olmak istedim o an. sakın sanılmasın onu küçümsediğimden. onu hakir gördüğümden. son zamanlarda okuduğum bir kitabın adı ahraz olduğundan. ahrazlığın paraşüt sporuna en uygun engel olmasından. ahraz ahraz rüzgarın sesini duymadan sadece hissederek süzülmenin insanı kuş yapacağından emin olmamdan. kafamı sola çevirip taşak mı geçiyon adam mı seçiyon sığlığında baktım. tümden yitmiştim. ahraz değildim, ancak başka sağlık sorunlarım vardı. kocaman bir yara peyda olmuştu yüzümde. arkadaşıma baktıktan sonra yarama dokundum. ufak bir sızı sadece o kadar. bir polisiye kitapta okuduğum yaralarımız güçlerimizdir deyişini bile hatırlamadım. iyice yitmiştim. tüm esrarengiz tutum birden ilkel insan formuna dönüşmüştü. yaran varsa canın yanar, edebiyat yapmazsın. açken sen sen değilsin. belki avda hayatta kalmaya çalışmazsın ama gta oynarken hayatta kalma içgüdün devam eder. cinsel açlık çekiyorsan karma is a bitch dediğinde birisi çağırsana dersin. oysa bana bunu öğretmemişlerdi. bana sadece temel ihtiyaçlarımı öğretip sonrasını maarif müfredatına bırakmışlardı. ve ben porno dergileri ne maarif okullarından ne de ebeveynlerimden öğrenmiştim. örnek kelimesi benim için sadece dantel, patik ve elişi yapımında kullanılan bir sözcüktü. bir örnek vermek gerekirse: aysel yeni bir örnek gösterdi çok zormuş. ve aynı cümleyi kullanan teyzenin elişinden kastının handjob olmadığını yine aynı öğretilmeyen yerlerden öğrenmiştim.
kafamı sola çevirip arkadaşıma baktım. karma is a bitch demişti. çağırsana dedim.
yaş problemleri ve inanç sistemleri üzerine bir aşk hikayesi
1 Ocak 2014 Çarşamba
merhaba canım, ben okazyona,tinere ve compay segundoya inanan biriyim. schrödinger'in kedisini anlatırken "çok tatlı yaaa" diyen bir sevgilim var. benden beş yaş küçük. annemden ise otuzyedi yaş. annem benden otuziki yaş büyük. babamdan ise resmi kayıtlara göre iki yaş büyük. abim ve benim yaşlarımız toplamı her sene değişiyor. aramızdaki yaş farkı hiç değişmiyor. taraflardan birisi ölene kadar da bu durum bu şekilde devam edecek. taraflardan ikisinin aynı anda ölümü halinde hayat müsabakası eşitlikle neticelenmiş olacak. bunları annemden otuzyediyaş küçük sevgilime anlattığımda "aşkım, annenle ne zaman tanıştıracaksın beni" dedi. zamanı geldiğinde deyip schrödinger'den bahsetmeye devam ettim. yaptığım ince espriyi o dahil ortamdaki hiç kimse anlamadı ve gülmedi. sonra kalktık bir mağazanın önünden geçerken kısa bir süre duraksadık. o arada vitrin camında kendimle gözgöze geldim, sol elim vücudumun az ilerisindeydi. omzum ve kolum arasındaki mesafenin açı değeri yaklaşık otuzyedi derece olması, sevgilimin elimi bırakmadan vitrine doğru bir adım atmasındandı. kendime bir göz kırptım ve iyi göründüğümü düşündüm. iyi görünüyordum derken fiziksel bir görüntüden bahsetmiyorum. hayatım iyi görünüyordu. vitrin camından yansıyan hayatım iyi görünüyordu. vitrin camına yansıyan hayatım ise aslında hiç iyi değildi. mutluluk ve mutsuzluk arasında süregelen bir savaş yoktu. o an bunu anladım, tek şey serotonin ve gece görülen rüyalarla ilgiliydi. eğer öyle olmasaydı hepimiz bir gün uyanmaktan vazgeçerdik. inanın bana bunu yapardık. okazyona, tinere ve compay segundoya inandığınız gibi inanın.
bütün güzellikler şubatta ölür
30 Aralık 2013 Pazartesi
henüz baş aşağı edilmiş bir kum saatine bakıyoruz ikimiz
bir tarafı sen
bir tarafı ben
hangimiz aksa eksik birimiz
bütün güzellikler şubatta olur
geri saymaya başlamış bir bomba düzeneğinin üstüne oturuyoruz ikimiz
mavi kablo ben
kırmızı kablo sen
hangimiz kesilse eksik birimiz
gündemlere ve araplara dair dağınık yazı
26 Aralık 2013 Perşembe
gündemden uzak durmamalı insan, her yaşta. bakanların ve yolsuzluğun revaçta olduğu bu günlerde, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımızın olduğu bugünlerde bir bakandan konuşmak bahsetmek isterim ben de. ayabakan'dan... o atlara has zarafeti tepesinden tırnağına her hücresinde taşıyan ayabakan'dan. şampiyondan. ah zavallı ayabakan'dan. padokların en bahtsız yakışıklısından. ayabakan bir attır. hep yolunda koşmuştur. yahut diyebiliriz ki ayabakan koştuğunda her şey yolundadır. o sebepledir ki ayabakan'da yolsuzluk yoktur. tam onbeş kez boxtaki yerini almış onüç kez birinci olmuş. bir defa yarışı bitirmeyip yarış hayatını bitirmiştir. bir keresinde de birinci olmamıştır. kafkaslıya geçilmiştir. kafkaslı hani şu maalesef atların sahibini seçemediği veciz sözünün gizli öznesi. hani şu dokuz yaşında para hırsı için ordan oraya sürülen yaşlı şampiyon. hani birlikte koştuğu tüm arap efsanelerini mutlaka ama mutlaka bir kere geçebilmiş vakti zamanının fakir ama gururlu genci. hani seçemediği sahibinin harasına üç beş kuruşa alınıp sakat ayağıyla geldiğinde pedigrisi iyi diye bir denenip seçemediği sahibine bir ayakkabı kutusunun içine sığacak kadar para kazandıran güzeller güzeli arap safkanı. atlar da yazarlar gibidir vesselam, öldükten sonra da buruk ama mutlaka anılırlar. kafkaslı ölmüştür, kimbilir o gün bir sürü iyi insan ölmüştür ancak kitlesel hüzne sadece o sebep olmuştur. kafkaslı olmuştur, noktalar gelmiştir kafkaslı ölmüştür. bazılarına ise nokta henüz gelmemiştir. turbo olmuştur, hep olsun hiç ölmesin. turbo diyorum hani şu ilk onküsur yarışında uzak mesafe fark yapan, beyaz bayrak aynacı turbo. karizmatik tüylü kır at. hani şu artık koşamaz olunca sahiplerinin bir dölüne yüzbinlerce istediği at. sağıldığının farkında olmadan ne insanları sevindirmiş hep genç kalacak at. ne güzel atlardı onlar. hepsi yolundaydı hiç yolundan sapmadı. sahipleri vardı onlar yolsuzdular insandılar insanlar hep yolsuzdular. atlar ise hep iyi.
gelmiş geçmiş tüm arap atlarına saygıyla, ingilizlere de...
bu şarkıya bulmama vesile olan vessel'e de...
gelmiş geçmiş tüm arap atlarına saygıyla, ingilizlere de...
bu şarkıya bulmama vesile olan vessel'e de...
dolu dolu yazı
23 Aralık 2013 Pazartesi
satantango filmi gösterilecekmiş bilgi üniversitesinde bu cumartesi günü. deli sikmişçesine izlemek istiyorum bu filmi. bu filmi bir de empire filmini.
gel desem birilerine gidelim izleyelim kimse gelmez. birisi beni de çağırsa gel dese dörtyüzelli dakkalık film izleyelim dese ben de gitmem.
ama karşı koyamadığım bu izleme isteğimi bir şekilde bastırmam lazım. ben bu filmi torrentte bile indirememiştim. daha doğrusu torrent bile indirmemişti de siktir git dercesine günlerce boş boş takılmıştı.
hayır neme lazım benim dörtyüzküsur dakkalık film. yüz dakika üstü filmleri izleyemiyorum ben altındakileri de onyedi kere durdurarak izliyorum.
bu filmi izlemeden rüyada görmenin bir yolu var mı acaba. inanın entel görünme kaygım yok, adı bela tarr olan bir yönetmenin filmi izlenmez mi? ahenkli isim dansöz ismi gibi ama değil. yönetmen adı hiç filmini izlemedim ama kallavi filmler çeken yönetmen adı.
buradan bilgi üniversitesine sesleniyorum: yapmayın böyle şeyler, insanlara seçenekler sunmayın. seçmek tembelliktir.
buradan tüm otoritelere sesleniyorum: yasaklayın herşeyi. yasak olan her şey akıllara giriyor.
buradan sevip de kavuşamayanlara sesleniyorum: sevip de başa bela açmayın. kavuşunca meşk kavuşamayınca aşk olur.
buradan kader mahkumlarına sesleniyorum (hem de en esrarlı sesimle): burada herkes masumdur.
buradan compay segundoya sesleniyorum: ölmemen lazımdı üstadım bu isimle ölmemen lazımdı.
buradan tüm direnişçilere sesleniyorum: kardeşlerim; ilk önce parkları yıkmalıyız, parklar çalınmış özgürlüklerdir.
buradan ece ayhana sesleniyorum: dediklerimi bir düşünün abiler üstüne tartışacağız.
buradan artık seslenmiyorum...
gel desem birilerine gidelim izleyelim kimse gelmez. birisi beni de çağırsa gel dese dörtyüzelli dakkalık film izleyelim dese ben de gitmem.
ama karşı koyamadığım bu izleme isteğimi bir şekilde bastırmam lazım. ben bu filmi torrentte bile indirememiştim. daha doğrusu torrent bile indirmemişti de siktir git dercesine günlerce boş boş takılmıştı.
hayır neme lazım benim dörtyüzküsur dakkalık film. yüz dakika üstü filmleri izleyemiyorum ben altındakileri de onyedi kere durdurarak izliyorum.
bu filmi izlemeden rüyada görmenin bir yolu var mı acaba. inanın entel görünme kaygım yok, adı bela tarr olan bir yönetmenin filmi izlenmez mi? ahenkli isim dansöz ismi gibi ama değil. yönetmen adı hiç filmini izlemedim ama kallavi filmler çeken yönetmen adı.
buradan bilgi üniversitesine sesleniyorum: yapmayın böyle şeyler, insanlara seçenekler sunmayın. seçmek tembelliktir.
buradan tüm otoritelere sesleniyorum: yasaklayın herşeyi. yasak olan her şey akıllara giriyor.
buradan sevip de kavuşamayanlara sesleniyorum: sevip de başa bela açmayın. kavuşunca meşk kavuşamayınca aşk olur.
buradan kader mahkumlarına sesleniyorum (hem de en esrarlı sesimle): burada herkes masumdur.
buradan compay segundoya sesleniyorum: ölmemen lazımdı üstadım bu isimle ölmemen lazımdı.
buradan tüm direnişçilere sesleniyorum: kardeşlerim; ilk önce parkları yıkmalıyız, parklar çalınmış özgürlüklerdir.
buradan ece ayhana sesleniyorum: dediklerimi bir düşünün abiler üstüne tartışacağız.
buradan artık seslenmiyorum...
imzalanacak yerleri gösteren şiir
9 Aralık 2013 Pazartesi
ben seni biraz sevmiştim
sen de beni biraz sevebilirdin
muayyen günlerin dışında
belirli gün ve haftaların dışında
mesela dünya aids gününde sevmek istemezsen anlayabilirdim
ben seni her gün biraz severim
ama sen sevmek istemezsen anlayabilirim
mesela on kasımlarda
ya da direniş günlerinde
ben seni hep biraz severim
biraz biraz seve seve biriktiririm
bireysel emeklilik gibi
on yıl sonra sistemden çıkarken tüm sevgimi alıp gidebilirim
yüzde yirmibeş devlet katkısı da cabası
ben seni her gün biraz biraz severim
devleti hiç sevmem
sen de sevme
ama beni bazı günler sevebilirsin mesela çarşambaları
ya da cumaları
ya da haftanın belirli gün ve saatleri
böyle böyle birikir
çiğdem kabuğunu ayırıp avcuna koyduğun gibi mesela
öyle öyle az az sevebilirsin beni
sonra tümünü tek seferde yersin
benimle paylaşmak istemezsen avcunun içindeki sevmeni
inan hiç kızmam
ama paylaşırsan
inan çok sevinirim
camiden çıkarken ayakkaplarını hemen bulan amcalar gibi mutlu olurum
ben seni her gün biraz severim
fena mı olur
belki yıllar sonra değer kazanır sevmelerimiz
aşk sahibi oluruz
sen de beni biraz sevebilirdin
muayyen günlerin dışında
belirli gün ve haftaların dışında
mesela dünya aids gününde sevmek istemezsen anlayabilirdim
ben seni her gün biraz severim
ama sen sevmek istemezsen anlayabilirim
mesela on kasımlarda
ya da direniş günlerinde
ben seni hep biraz severim
biraz biraz seve seve biriktiririm
bireysel emeklilik gibi
on yıl sonra sistemden çıkarken tüm sevgimi alıp gidebilirim
yüzde yirmibeş devlet katkısı da cabası
ben seni her gün biraz biraz severim
devleti hiç sevmem
sen de sevme
ama beni bazı günler sevebilirsin mesela çarşambaları
ya da cumaları
ya da haftanın belirli gün ve saatleri
böyle böyle birikir
çiğdem kabuğunu ayırıp avcuna koyduğun gibi mesela
öyle öyle az az sevebilirsin beni
sonra tümünü tek seferde yersin
benimle paylaşmak istemezsen avcunun içindeki sevmeni
inan hiç kızmam
ama paylaşırsan
inan çok sevinirim
camiden çıkarken ayakkaplarını hemen bulan amcalar gibi mutlu olurum
ben seni her gün biraz severim
fena mı olur
belki yıllar sonra değer kazanır sevmelerimiz
aşk sahibi oluruz
medcezirli yıl sonu raporu
yakınlarda birisine yıl sonu raporu alıp almadığını sormuştum. yıllar sonra ya bu şey hangi yıl olmuştu dediğinde şıp diye yılını anımsayıp anımsamadığını. alıyormuş yıl sonu raporunu hatta yazıya bile döküyormuş. neyse ki mesel o değil. benim yaptığım yıl sonu raporları. tek sayılı yılların çift sayılı yıllara oranla daha hareketli olduğu bir ilk gençliğim ve son gençliğim vardı. taa ki ikibin11e kadar. ikibin11 o kadar sik gibi geçti ki, ufak bir ev değişikliği dışında hiçbir yeni bir şey olmadı. yeni bir insanla bile tanışmamış olabilir. sonra ikibin12 geldi ve daha sıkıcı bir yıl nasıl olurun cevabını verdi. akılda kalıcı sadece iki olay oldu ikibin12de oysa bunlardan bir tanesi tüm hayatımı etkileyebilirdi. etkilesin istemiştim, etkilemeliydi. hala da isterim ikibin12den birilerinin gelip ben burdayım deyip saçlarını yüzüme sürmesini. ama o istemedi sanırım. gitti. diğer amarcord olayı ise ilk işimden bana meslek kazandıran işimden ayrılışım oldu. aslında belki de ikibin13 dediğimiz yılın kişisel tarihime kazınmasının sebebi bu ayrılıştır ama kader inançsızlığım buna ikna olmama engel oluyor.
aslında bu yazı ikibin13 raporu olacak. ikibin13 ocağından aralığına kadar nerdeyse her ayı bir süprizle geçti. süprizin altını çiziyorum burada. dans ettiğiniz kişi hayata karşı mimik değiştirmeyen bir kavalyedir.
bu yıl öyle insanlar geldi ki hayatıma gitmesinler istedim, hiç gitmesinler. sonra gidenlerin en iyi yanı gelenlere yer açmalarıdır dedim. sonra siktir lan, züğürt tesellisi bunlar dedim. gitmenin bir yanı olmaz iyi ya da kötü. yaşanmışlıklar vardır sadece. gitmeler de gelmeler gibi yaşantının parçasıdır. gelenlerin gelmesi ne kadar çoşkuluysa gidenlerin gitmeleri de o kadar çoşkuludur. bir de gelmeyenler var. asıl hüzün gelmeyenler içindir. bilinmezdir onlar. sır olarak kalırlar. içe atılan birer sır. gelseydi gitseydi ne olacağı bilinmeyen bir karanlık koridor. ölmek gibi bir şey ama ölmek değil.
sen kendini bilir misin okuyan. bilmiyorsan bilme öğrenme kendini. biliyormuş gibi yap ama bilme. bilince işler sarpa sarıyor. gelenler gidenler gelemeyenler hep bir olup çalan bir telefon alarmıyla sana şarkılar söylesinler. bilince söylemiyorlar. senelerdir değişmeyen tek melodi geliyor kulağına. come on baby let s go someone on the telephone... kendini bilme ki yokluklar da var gibi olsunlar. bilince yoklar yok varlar var oluyor. gelemeyenler ise hüzün. pazar geceleri maç sonrası eve gelince bir duşluk hüzün. bilince bu hüzün dönüyor rusça olarak sen istiyor duj verecek elli dolar daha sığlığında oluyor. ya da bir arkadaşın efkarlanırken şöyle ağız dolusu anlatmak istersen kelimatör oynama arzusuna dönüşüyor. hüzün iyidir aslında. uzun uzun seviştirir ruhları.
bu yıl öyle bir şey oldu ki okuyan. nefes aldım. bugüne kadar hiç almamışım nefes dedim. sonra geçti. sonra gene aldım. süzüldüm ayaklarım yerden kesildi insanlar gördüm deniz gördüm ağaçlar gemiler kumlar hem de hiç görmediğim gibi hiç bakmadığım yerden. ne gelmenin ne gitmenin çoşkusu ne gelemeyenin hüznü. hiçbir şeye benzemeyen bir görmek.
bu yıl öyle şeyler oldu ki, herkesin takdirini alırken, herkesin sevgisini kazanırken, saçlarını merak ettim. nasıllar acaba. gelenlerin gidenlerin gelemeyenlerin. dokunduklarım, dokunmadıklarım, dokunamadıklarım.
bu yıl öyle şeyler oldu ki okuyan, gene ağlamadım. ağlat beni ikibin13 son kıyağın bu olsun.
hamiş: en son hangi yıl da ağlamıştım acaba. hah hatırladım. neyse ki çok hala çok olmamış...
aslında bu yazı ikibin13 raporu olacak. ikibin13 ocağından aralığına kadar nerdeyse her ayı bir süprizle geçti. süprizin altını çiziyorum burada. dans ettiğiniz kişi hayata karşı mimik değiştirmeyen bir kavalyedir.
bu yıl öyle insanlar geldi ki hayatıma gitmesinler istedim, hiç gitmesinler. sonra gidenlerin en iyi yanı gelenlere yer açmalarıdır dedim. sonra siktir lan, züğürt tesellisi bunlar dedim. gitmenin bir yanı olmaz iyi ya da kötü. yaşanmışlıklar vardır sadece. gitmeler de gelmeler gibi yaşantının parçasıdır. gelenlerin gelmesi ne kadar çoşkuluysa gidenlerin gitmeleri de o kadar çoşkuludur. bir de gelmeyenler var. asıl hüzün gelmeyenler içindir. bilinmezdir onlar. sır olarak kalırlar. içe atılan birer sır. gelseydi gitseydi ne olacağı bilinmeyen bir karanlık koridor. ölmek gibi bir şey ama ölmek değil.
sen kendini bilir misin okuyan. bilmiyorsan bilme öğrenme kendini. biliyormuş gibi yap ama bilme. bilince işler sarpa sarıyor. gelenler gidenler gelemeyenler hep bir olup çalan bir telefon alarmıyla sana şarkılar söylesinler. bilince söylemiyorlar. senelerdir değişmeyen tek melodi geliyor kulağına. come on baby let s go someone on the telephone... kendini bilme ki yokluklar da var gibi olsunlar. bilince yoklar yok varlar var oluyor. gelemeyenler ise hüzün. pazar geceleri maç sonrası eve gelince bir duşluk hüzün. bilince bu hüzün dönüyor rusça olarak sen istiyor duj verecek elli dolar daha sığlığında oluyor. ya da bir arkadaşın efkarlanırken şöyle ağız dolusu anlatmak istersen kelimatör oynama arzusuna dönüşüyor. hüzün iyidir aslında. uzun uzun seviştirir ruhları.
bu yıl öyle bir şey oldu ki okuyan. nefes aldım. bugüne kadar hiç almamışım nefes dedim. sonra geçti. sonra gene aldım. süzüldüm ayaklarım yerden kesildi insanlar gördüm deniz gördüm ağaçlar gemiler kumlar hem de hiç görmediğim gibi hiç bakmadığım yerden. ne gelmenin ne gitmenin çoşkusu ne gelemeyenin hüznü. hiçbir şeye benzemeyen bir görmek.
bu yıl öyle şeyler oldu ki, herkesin takdirini alırken, herkesin sevgisini kazanırken, saçlarını merak ettim. nasıllar acaba. gelenlerin gidenlerin gelemeyenlerin. dokunduklarım, dokunmadıklarım, dokunamadıklarım.
bu yıl öyle şeyler oldu ki okuyan, gene ağlamadım. ağlat beni ikibin13 son kıyağın bu olsun.
hamiş: en son hangi yıl da ağlamıştım acaba. hah hatırladım. neyse ki çok hala çok olmamış...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

