bi leylek kalmıştı...

4 Haziran 2012 Pazartesi
zara'nın bir giyim markasından ziyade bir türkücü olduğu yılları siz de benim kadar özlüyor musunuz.

ama bu yazının konusu o değil, bu yazının konusu bugün vakti zamanında kalkedon diye anılan diyarda yapılan kürtaj karşıtı karşıtı mitingiyle ilgili. aslında bu yazının kürtajla ilgisi de yok. istenmeyen gebeliğe bireysel olarak verebileceğim tepki şu an için prezarvatif kullanmak ve ya dışarıya boşalmaktan ibaret. ilerde vasektomi yaptırınca bu konuda daha şahsi bir tavır takınabilirim. vasektomi de ötenazi gibi haktır ve benim vücudum benim kararım. konunun benim vücudum ve kararımla da ilgisi yok. bugün o mitinge giden daha sonra balık pazarında da sloganlar atarak devam eden bir grup kadının içindeki o kadın ile ilgili. bundan sonrası tamamen o kadına yazılmıştır.


sevgili o kadın,

seni o kalabalığın arasında görmedim, ama elindeki pankartı okudum. yaratıcılığın beni aldı ve kadıköyden bir başka semte götürdü. daha romantik bir semte, muhtemelen mor eteğin daha çok yakışacağı sokaklarına kendini daha ait hissettiğin o semte. hani içinden kocaman bir caddenin geçtiği, cumartesi günleri oturacak yer bulmanın imkansız olduğu, her gün litvanyada yaşayan insan kadar insanın geçtiği o semte. sen taksimin adının nereden geldiğini biliyor musun o kadın? eskiden şehre suların verildiği su depoları taksimdeymiş ve sular taksim edilerek verilirmiş şehre. o sebeple taksim diye anılmış. oysa şimdi ben o semtten evime dönerken taksi kullanmak zorunda olduğum için taksim diyebilirim. bazı semtler hangi yüzyılda olursa olsun isminden kaçamaz o kadın.

bu yazı ilerledikçe o kadın sana daha çok tutkuyla bağlanacağım, çünkü hala gözümün önünde o pankartın. sözündeki inceliğin, kaşlarının inceliğinden daha fazla. kaşların o kadın, dizlerime yattığında gözlerini kapattığında dokunacağım kaşların. ve saçların o kadın; yazındaki tüm o dağınıklık gibi. parmaklarım arasında dolaştıkça saçlarının daha bir açmazda daha bir kayboluşta. sana hasret dolu sözlerim şu anda bitti o kadın. artık seni özleyemeyecek kadar çok sevmeye başladım. sen hiç birisini özleyemecek kadar sevdin mi? öyle bir sevmek ki nefes alamadığından öylece kalmak, hiç kıpırdayamamak. (uyku apnesi: bir kadını çok sevmek)

o kadın pankartındaki o zekici sözlerin senin beyninin ürünü olduğuna inanmak istiyorum. o zekanın o naifliğin o inceliğin o sevimliliğin o salaşlığın hepsinin senin bir ürünün olduğuna inanmak istiyorum. bu günden sonra o bendim diyeceğin o günü gelmesini bekliyorum. çok zaman geçti bir amacım yoktu, hayatıma çok iyi geldin buna ihtiyacım vardı. beni yosun salınımı yapmaktan kurtardığın için çok teşekkürler.

sana yazdığım bu yazı bitmiştir, artık gelebilirsin.

10 yorum:

Aliye dedi ki...

bu anları hep sevmişimdir.

la petite mort dedi ki...

aylak adam etkisi diyorum ben buna. aae

ne dedim ben dedi ki...

o bendim !

la petite mort dedi ki...

ne dedin sen!

ne dedim ben dedi ki...

;)

la petite mort dedi ki...

o halde selamlar senindir o kadın. etek mor muydu bunu söyle bana.

ne dedim ben dedi ki...

etek morumsuydu. tek elimde pankart diğerinde direksiyon kafamda da huni vardı.bildin mi ;)

la petite mort dedi ki...

şimdi morumsuyla moru ayırt edebilecek bi renk skalam yok. mora benzeyen bi şey mor değilse laciverttir. o da değilse siyahtır. renk algım bu kadar.

kafanı göremedim kalabalığın arasında. huni çok mantıklı ama o sıcakta kafana güneş geçseydi daha mı iyidi. huni takarsan güneş en fazla sızdırır tepesindeki delikten. oraya da bi elin boşta olsaydı parmağını sokardın ama direksiyon başında tehlikeli şeyler bunlar.

ne dedim ben dedi ki...

direksiyon başında olduğumu da nerden çıkardın elimdeydi sadece, sen onu görememişsin. mora çalan renge morumsu denir. ( öyle işte gözlerini belertme lütfen )

la petite mort dedi ki...

gözlerimi belertmek mi nerden çıkardın. benim gözlerimde belerme sorunu var. mora çalan renk mor değilse açık mordur.