gariplerin demogoji içermeyen öyküsü

10 Haziran 2012 Pazar
aslı erdoğan'a neden aşık olabileceğimi anlatmalıyım. kendileri benim efesimdir. tarihi bir hayat doldurucum. hayatım onun kitaplarının altında sanki. aylardır elime yapışan bir kitabı vardı. hayatın sessizliğinde. tek kelime anlamadan okuduğum, kendimi içine sokamadığım bi kitabı. aylardır hiç bi yere kendimi sokamadığımdan olsa gerek. bu kitap rusça olsaydı da aynı şey olacaktı. anladığım dilde yazılmış gene aynı. sonra bir garibim bugün. dünden beri aslında bir garibim. bazen olur öyle ya. öyle garip işte. amaçsızlık nedir bilir misiniz bilmem. ben çok yakından tanırım o duyguyu. öylesine boş, bulaşıklıkta yıkanmayı bekleyen bardak misali. içinde bir yudum şarap, artık tabanına yapışmış kurumuş bir kir. oysa şarap güzeldir. ağız kısmında dudak lekeleri. oysa dudaklar güzeldir. ortasında peynir lekesi bırakan parmak izleri. oysa peynir de eller de güzeldir. ama bardak yıkanmalıdır. fakat bardak için bardağın bulaşıklıktaki konumu amaçsızlıktır. bardak değil kadeh demeliymişim.

bir arkadaşımla şüredingerin kedisinden bahsettik. kedi ölü müydü diri miydi kutunun içinde bu bir muamma. oysa kadeh sen mutfakta olsan da olmasan da amaçsızdır. bardağa yüklenecek tek duygu: ümit. o da bıyıklıya göre kötülüklerin en kötüsü. bana göre ise fark etmez. big lebowskideki nihilistler bıyıklıdan daha mı nihilist.

aslı erdoğan'ı beşiktaş'a giderken vapurda açtım okudum. yine rusçaydı. yanımdaki üç kadının konuşmasına daldım bıraktım. toplu taşıma araçlarında müzik dinlenmemesinden yanayım. hayatta bir kere duyulabilecek sesleri duymayı, bir janet - jak esim şarkısına tercih ediyorum. muktedir olsam dünyadaki tüm portatif müzik çalıcıları yasaklayabilirim. doğayla ilişkimizi kestikleri için. sonra vapur kıyıya yanaştı. vapur yolculuğu ne kadar uzun olursa olsun, vapurun kıyıya yanaşmasından daha uzun değildir. aynı şey uçaktada geçerlidir. yol ne kadar uzun olursa olsun kemerlerinizi bağlayın anonsları hep bir zulmün başlangıcını işaret eder. oysa ben yol ne kadar uzun olursa olsun kemerimi çıkarmam. göbeğimin üzerine baskı yapan şeyleri severim. sırt çantası taşımayı da severim aslında. sevdiğim kadınların üstüme yüzüstü yatmalarını istememi de sapkınca karşılamamanız için söyledim bunu. bu dokunuşlar insan olduğumu hatırlatıyor sanırım bana. vapurdan indim. alkımın karşısında ışıklarda beklerken hayatım boyunca hep kalabalık şehirlerde yaşadığımı düşündüm. ben hiç dikkat çekici şeyler giymedim. görsel olarak insanlara farklılık sunmadım. bir dönem saçlarım uzunda belki o zaman bi farklılık olmuştur. milyonlarca uzun saçlı var biliyorum ama saçlarım kıvırcık benim.lepiska değil. bu kalabalık şehirlerde, kalabalık yerlerde öylesine yürürken otururken bira içerken hiç kimsenin dikkatini çekmiş miydim acaba. ne bileyim birisi bankta oturan adam diye beni bana benzemese de karakalem çizmiş miydi. ya da şu an bankta oturan bir adamı seyrediyorum diye başlayan cümleler yazmış mıydı not defterine. ve bu insanın not defteri moleskine miydi. böyle insanlar sadece filmlerde ve kitaplarda yer alıyor olamaz değil mi. olamaz en azından ben arada sırada çizmesem de yazmasam da polo bir tişört giymiş altında kot olan bir genci seyredebilirim. ya da lepiska saçlı askılı bodysi ve kırmızı eteği karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir kadını. yolun karşısına geçtiğimde ışıklarda beklerken ne düşündüğümü unutmuştum bile. sonra yürüdüm yürüdüm. adres sormak dışında kimseyle konuşmadım. yaklaşık 2 saat boyuna tek kurduğum cümle, şair nedim caddesi bu cadde mi abiydi. feda işimi tamamladım. sonra epeyce bir kaç saat sonra şüredingerin kedisi hakkında da konuşacağım arkadaşımla buluşana kadar pek konuşmadım. eve dönerken otobüste gene aslı erdoğana gittim. bu sefer yazdıklarını anlıyordum. ve yine beni kendisine aşık etmişti. ne yazmıştı ki derseniz. inanın hatırlamıyorum. zaten kendisinin hiç bir kitabından tek bir cümle hatırlamıyorum. hatta çoğunu hiç okumamış gibiyim. nasıl oluyor bilmiyorum ama ben o kadının yazdıklarını anladığımda ruhuma işliyor, kulağıma bilgelik fısıldıyor. garip.

soru: aslı erdoğan bu yazıyı okur mu.

aşağıdakiler de bu yoran günden çektiğim resimler.






15 yorum:

Aliye dedi ki...

bazen insan görmediklerini de çizebilir ya da hiç görmediği birini yazabilir..
hatta biri var hiç tanımadığı,görmediği belki de olmayan birine mektuplar yazmış evvel zaman içinde.

la petite mort dedi ki...

şizofren olabilir o kişi.

Aliye dedi ki...

bi keresinde ankara'da adı mavi at olan cafeye gitmiştim çalışanları şizofren olan..yolun düşerse ankara'ya bi uğra.

la petite mort dedi ki...

o cafenin muhasebecisi baya bi yoruluyor olmalı. boşa kesilen faturalar falan baya bi yıpratmalı onu neyse teknik meseleler bunlar.

yolum düşecek gibi ankaraya ama götürürler mi bilmem. bi şehri bilmiyosan o şehirde çocuksundur.

Aliye dedi ki...

büyüdükçe acıtır ankara..acıttıkça özgürleştirir..boy attıkça çocuk olan yanın sığamazsın dar gelir,verdiğinden çok alır ankara,aşk gibi bir şeydir ayrı olsan da bir yanın hep an-kara..

mariaPuder dedi ki...

bu ara okuyacak kitap arayışı içindeydim, deneyimlerime dayanarak klasikler hariç türk yazarları pek okumamayı tercih ediyordum ama öyle bir anlatmışsın ki sanırım alıp okuyacağım

la petite mort dedi ki...

büyük bir yükün ağırlığını omuzlarımda hissettim şimdi. oysa böyle olsun istememiştim.

mariaPuder dedi ki...

yok yahu ne yükü :) ufuklar açılmış olur işte, iyi olur bana :)

la petite mort dedi ki...

senin ufkun benim yüküm işte, adını türk edebiyatından alan insan.

ne dedim ben dedi ki...

Amaçsızlık mı, tanıyorum ben onu beni bundan bir önceki halime o getirmişti. Aslı Erdoğan. Pek severim çok severim okurum anlamam anlarım okumam. Sonra hepsini baştan okur anlarım.Şu cümlesi aklıma kazınmış nedense : "Erdemlerden de vazgeçilmez şeyler vardır.Çaydaki limon gibi,pazar gazetesi ya da İtalyan mozarella'sı gibi.."

la petite mort dedi ki...

amaçsızlıktan sonra ne oluyor, amaca dönüş mü?

ne dedim ben dedi ki...

amaç uydurma oluyo :) ben resimlere de bi şeyler yazacağımı unuttuğumu farkedip geri dönmüştüm.yazıyorum : Escher'i izlerken de benim aklım yoruluyor senin yorucu günün gibi ve koca bir 'Çığlık' atıyorum.
sorunun cevabı da, çoktan okumuştur bile :)

la petite mort dedi ki...

klasik resimle aran yok ki, yorum yapmamışın.

ne dedim ben dedi ki...

:)) onu tanımıyorum ilgimi de çekmemiş:P

la petite mort dedi ki...

bilmediğin konuda yorum yapmaman takdire şayan